Anne karnından doğma ile almaya başlamış olduğu nefesler ile yeni bir hayat yaşamaya başlamış olan insan nefes aldığı sürece bu hayatı sürdürebilir ve almakta olduğu nefesler son bulmasıyla yeryüzü hayatı da noktalanmış olacaktır. Bu özellik gereğince insan kendisi için bir hazine olarak kabul edeceği nefes sermayesini en iyi şekilde değerlendirmelidir.
Bazı insanlar vardır ki nefes sermayesini kendisi ve diğer insanlar için en aşağılık şekilde tüketmektedir. Kuran-ı kerimde bu gibi insanlar için Araf suresinde; 7/179. Yemin olsun ki biz, insanlardan ve cinlerden birçoğunu cehennem için yarattık. Kalpleri var bunların, onlarla anlamazlar; gözleri var bunların, onlarla görmezler; kulakları var bunların, onlarla işitmezler. Davarlar gibidir bunlar. Belki daha da şaşkındırlar. Gafillerin ta kendileridir bunlar. Buyrulmuştur



Yüce Allah'ın izni ve ihsanı ve kusurları bağışlayıcılığına sığınarak Süleyman Çelebi hazretlerinin yazmış olduğu "Mevlid-i Şerif" adlı eseri ile bizlere açmış olduğu pencerelerin sadece beş tanesinden bakmış olduk. Ve görebilmiş olduğumuz ve anlayışımızın eriştiği kadarı ile açıklamasını yapmaya niyet etmemiz ile başlamış olan çalışmamız neticesinde bu değersiz karalamalarımız meydana çıkmış oldu. Açıklamalarımızda göremediğimiz yanlışlıkların oluşması Mevlid-i Şerif 'ten değil, sadece gözlerimizin ve anlayışımızın eksikliğindendir. Çelebi hazretlerinin yazmış olduğu eser, Hz. Peygamber (s.a.v) efendimizin zahir ve batın yönde olan hayatı ve dostlarının kendisisine karşı olan sevgi duygularını anlatan öz bir eserdir.


Günlük yaşantımızda kullandığımız bazı kibar kelamlar vardır. Mesela Allah’ın hakkı üçtür, Haydan gelen huya gider, aklın yolu birdir, birden bir çıkar, mecnun oldu, güneş balçıkla sıvanmaz, gibi kibar kelamları sıklıkla duymaktayız. Bu kibar kelamlar sıradan veya tesadüfî söyleyişler olmayıp, Türk insanının, dervişleri olan, insanı kâmillerin bilerek örf ve geleneklerimize nakşettiği hikmetlerdir. Bu hikmetlerde insanın ve cenabı Hakk’ın hakikati yatar. Ahmet Yesevi, Bahaettin Nakşibend, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş veli, Hacı Bayram veli, Niyazi Mısri, Muhammed Nur Arabî gibi nice Hak dostları olan kâmil şahsiyetler bu kibar kelamları ortaya atmışlar ve bunların iç yüzünün açığa çıkmasını istemişlerdir. Çünkü bu ve benzeri sözlerde birçok ledünni hakikat ve hikmetler vardır.

Ziyaretci sayımız:

Yüce yaratıcı olan Allah Kur’anı Kerim’de; “Allah yolunda öldürülenler için << ölüler >> demeyin. Tam aksine onlar diridirler ama siz farkında olmazsınız.” (Bakara -154) beyan ettiği gibi başka bir beyanında ise;“Allah yolunda öldürülmüş olanları ölüler sanma sakın. Hayır! Onlar diridirler. Rablerinin katında rızıklandırılıyorlar – Allah’ın lütfünden kendilerine verdiğiyle sevinçlidirler: Ve arkada kalıp kendilerine katılmamış olanlara şunu müjdeliyorlar: Onlar için korku yoktur; tasalanmayacaklardır onlar.” (Ali İmran–169, 170) buyurur.


         Yüce Allah Kur'an-ı kerimde; "Bir selam ile selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle yahut aynısıyla karşılık verin. Hiç kuşkusuz Allah Hasib'dir, her şeyi güzelce hesaplamaktadır." (Nisa -86) buyurarak, selamlaşmamızı ve selamlaşmamızın nasıl olması gerektiğini bizlere açıkça beyan eder. Hz. Resulullah s.a.v efendimiz ise; "Ruhumu kudret elinde tutan Allah'a yemin olsun ki, siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz, sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir ameli size haber vereyim mi? Aranızda selamı yayın." Demiş ve daha başka birçok hadisi şerif beyanlarında selamlaşmadan ve selamlaşmanın faydalarından bahsetmiştir.

Kur’an-ı Kerîm’de;“Allah göklerin ve yerin nurudur, onun nurunun misâli, içinde çerağ bulunan bir kandile benzer. Kandil bir sırça içerisindedir, sırça inciden bir yıldız gibidir ki; doğuya da batıya da nispeti olmayan bereketli bir zeytin ağacından yapılır. Bu ağacın yağı neredeyse ateş dokunmasa bile ışık saçar, nur üzerine nurdur O. Allah dilediğini kendi nuruna kılavuzlar. Allah insanlara misâller verir. Allah her şeyi bilmektedir.” (Nur, 35) buyrulan bu ayetin, leddun-i yönden olan hakikat ve hikmetini Hasan Fehmi (TEZDOĞAN) Hz.leri, aşağıdaki şiiri ile açıklayarak Hak âşıklarına hediye edip yol göstermiştir. Şöyle ki:


Bakara suresinde, 2/156. “Biz Allah içiniz ve sonunda O’na dönüp gideceğiz.” Anlayışına ermek için “Yol arayışı” ile ilgili 40 soru, 40 cevap şeklinde düzenlenebilecek bir yazı çalışmasının uygun olacağı hakkında, saygı değer büyüğümüz Demir Ali Serbest efendi bizleri teşvik etmiştir.
Bu konuda bizi yönlendirmiş olmasından dolayı kendisine teşekkür eder ve yüce Allah kendisinden razı olmasını niyaz ederiz. Bu yazının yazılmasına gerekçe olarak, bir müminin bir mürşit arama ihtiyacının hangi şartlarda oluşacağının doğru şekilde bilinme ve ona göre hareket etmenin bilinmesi içindir. Bir mürşit arayışı, ihtiyaç duymadan ve bilgisizce yapılması durumunda, manevi yaşantının düzeleceği yerde daha kötü ve sapıklığa varabilecek bir hale düşülebilir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de bilgisiz fakat samimi duygulara sahip olan müminlerin, kolaylıkla kandırıp iyi niyetleri istismar edildiği ve edilmekte olduğu açıkça görülmektedir

Seyyid Muhammed Nur El-Arabi El-Melami'ye
bağlılığını göstermede büyük bir neş'e duyan
Osmanlı Müellifleri'nin yazarı Bursa'lı MEHMET TAHİR Bey'in
MELAMİLİĞİ öven bir Muhammes'i

Farsça bir kelime olan Namaz, Arapça salât olarak ifade edilir. Kuranı kerimde; “..Namaz, müminler üzerine vakti belirlenmiş bir farz olmuştur.”(Nisa- 103) buyrulur ki, namaz ibadeti İslam’ın temel ibadetleri içinde kulu en fazla Rabb’ına yönelten ibadettir. Çünkü hac ömürde bir kere, zekât yılda bir defa, oruç ise on iki ayda bir ay, ifa edildiği zamanlarda kulu Hakk’a yönelttiği gibi, namaz her gün beş vakitte kulu Rabb’ına yöneltir. Ve namaz kılınırken dünyevi hiçbir değerle meşgul olunmaz. Bu yönü ile namaz her gün beş vakitte kulu Allah’ın huzuru ile şereflendirdiğinden, zahiren bedenle yapılan ibadetlerin en değerlisidir. Ki bunu beyanla Hz. Peygamber efendimiz ; “Namaz dinin direğidir” buyurmuştur.


Bir insanın iman etmiş olmasının gerçekliği, Hz. Âdem aleyhisselâmdan başlayıp kıyamet gününe kadar olan zaman sürecinde, üzerinde asla değişikliği kabul edilmeyen altı temel şart (farz) şunlardır. 1-Allah'ın bir ve herhangi bir ortağı olmadığı. 2-Nurdan yaratmış olduğu Melekleri olduğu. 3-İnsanlar toplulukları içinden seçilmiş peygamberler, elçileri olduğu. 4-Peygamberlerinden bazılarına indirilmiş kitaplar olduğu. 5-Dünya hayatının son bulmasıyla açığa çıkacak âhiret âleminin olduğuna. 6-Hayır ve şerrin (iyi ve kötülüğün) Allah'ın kudret tecellisi olan kadere iman etmektir.

İnsan denilen yaratılmış varlık, yaratıcısı olan yüce Allah tarafından geçici olarak yeryüzünde yaşamış olması için gönderilmiştir. Ve onun değerini ve öncelikli olarak nasıl bir davranış sergilemesi gerektiğini şu sözleriyle özetlemiştir: Tin suresinde, 95/4-5-6-. Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık. – Sonra da onu düşüklerin en düşüğüne/aşağıların en aşağısına çevirip attık. – İman edip barışa yönelik iş üretenler müstesna. Bunlar için kesintisiz bir ödül vardır. Herkes bilmektedir insan annesinden doğduğu zaman kendisinden ve çevresinden habersiz bir damla suyu ağzına alıp içemeyecek derecece çaresiz iken kendisinden istenilen davranışı nasıl sergileyebilir? Bunu yapabilmesi için yeryüzüne gönderilmeden önce bir öğretim (bilgilendirilme) ve eğitim (bilgilendirme doğrultusunda gerektiği gibi davranış sergilemesini sağlama) verilmiş midir?

  Vahdetinden cümle âlemleri ve âlemlerdeki her şeyi yaratan. Ve yarattıkları içinde insanın kendisine kulluk yapmasına muhabbet edip âşık olan Allah'a hamdolsun. Resul'ü Muhammed'e ve ehlibeyte selam olsun. Onların meclisinden ayrı olmaktan rabbim bizleri muhafaza etsin.
   Hac lügat anlamı itibarıyla hürmete ve tazime layık yerleri ziyaret demektir. Bu ziyaret esas itibarıyla yani farzıyet açısından değerlendirildiğinde hac, vakti içerisinde Arafat ismindeki alanda bulunmak ve Beytullah'ı yani Allah'ın evini ziyaretle tavaf (Kâbe'nin etrafını yedi defa dolaşmak) etmekten ibarettir. Bu itibarla haccın farzı ikidir; Birincisi vakti içerisinde Arafat'ta vakfe yapmak, ikincisi ise Kâbeyi tavaf etmektir.


Ey inananlar! İçinizden kim dininden dönerse şunu bilsin: Allah, yakında,kendilerini sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı boynu bükük, kâfirlere karşı başı dik bir topluluk getirecektir. Bunlar Allah yolunda tüm gayretleriyle didinirler, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın dilediğine yönelttiği bir lütuftur. Allah, yaratılışı ve yarattıklarını genişletir, her şeyi bilir. (Maide-54)

posta@hakikatbilgisi.com

“Ey iman edenler, oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize yazıldı/farz kılındı… umulur ki korunursunuz” (Bakara- 183)  “Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir. O halde bu aya ulaşanınız onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır.” (Bakara- 185)

ORUCUN HİKMETİ
Necdet ŞAHİN

MÜMİN’İN MİRACI OLAN NAMAZIN HİKMETİ
Necdet ŞAHİN
Bu itibarla Kadir gecesinin ledduni hikmetleri, Kadir suresini oluşturan ayetlerinin içinde mevcuttur. Buna göre ayette beyan olunan; “bin aydan daha hayırlı kadir gecesi,”  gönlüne, sırrı Kur’an inzal olan kulun, insanı kâmil makamına ulaşmasını ifade eder.  Yine Ayette geçen “Bin ay” ise, seksen üç yıl olup bin ay, yani seksen üç yıl dolu, dolu yaklaşık bir insanın yeryüzü âlemindeki ömrünün beyanıdır. Ve bir kimse ömrü müddetince hangi ibadet ve kullukları yaparsa yapsın, gönlüne açılan sırrı Kur’an mazhariyetiyle onun “kadir gecesini idrak etmesi” ve insanı kâmil makamına ulaşması, bir ömür boyu yaptığı ibadet ve kulluktan “daha hayırlıdır,” demektir.

Gecelerin sultanı KADİR GECESİNDEKİ hikmetler
Necdet ŞAHİN

KADER ANLAYIŞI
Hüseyin İŞBİLİR

KİBAR KELAMLARIN-DEYİMLERİN HİKMETİ
M.Naci GÜNEY

SELAMLAŞMANIN MAHİYETİ  VE  HİKMETİ
Necdet ŞAHİN
MEVLİD-İ ŞERİF ŞERHİ
Hüseyin İŞBİLİR

BİR AYET BİR ŞİİR BİR YORUM
Necdet ŞAHİN

YOL ARAYIŞI ( 40 Sual ve Cevap)
Hüseyin İŞBİLİR

HAC İBADETİNİN HİKMETİ
Necdet ŞAHİN

BİR SAATLIK ZAMAN DİLİMİ
Hüseyin İŞBİLİR

ŞEHİTLİK VE GAZİLİK
Necdet ŞAHİN

İNSAN’A UYARICILAR İLE ÖĞRETİM,EĞİTİM ve UYARI
Hüseyin İŞBİLİR

KUR'AN-I KERİM DEN
Kitap'ı sana indiren O'dur: Onun ayetlerinden bir kısmı muhkemlerdir ki; onlar Kitap'ın anasıdır. Diğer ayetlerse müteşâbihlerdir. Şu var ki, kalplerinde bir eğrilik ve bozukluk bulunanlar, fitne aramak, onun teviline öncelik tanımak için Kitap'ın sadece müteşâbih kısmının ardına düşerler. Onun tevilini ise bir Allah bilir, bir de ilimde derinleşmiş olanlar. Bunlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır." derler. Gönül ve akıl sahiplerinden başkası gereğince düşünemez. (Âl-i İmrân  7 )

Ya Rabbi beni ağyare saldırma
Bu'd fırkatın narına yandırma
Mu'tad et kalbimi zikrinle daim
Uyandır nevm-i gaflete daldırma

Bad-ı seher-i aşkını kalbimde
Estir erisin ol şirk-i hafiye
Şems-i hakikatın tığını saldır
Açılsın marifet gülün soldurma

Özümü özünden olduğun bildir
Sözümü sözünden olduğun bildir
Emraz-ı a'veri gözümden kaldır
Biri bir göreyim iki sandırma

Hadis-i kudsinde kim buyurdun Sen
Sevdiğin kuluna hep verirsin Sen
Gözünden görmeye göz olursun Sen
Bu zümre kullardan beni ayırma

Sehab-ı cehlimi kaldır aradan
Nur-i irfan ziya salsın her yandan
Göreyim cemalin ben ben olmadan
Gözümü serab-ı zille kaydırma

Vaslına muhabbet nimettir bana
Birliğe ulaşmak izzettir bana
Hicab-ı cenneti sed çekme bana
Huri gılman ile beni kandırma

Mahvedip FEHMİ'yi mahz-ı zat eyle
Bekada baki kıl izzü cah eyle
Cemalin keşfedip dilküşad eyle
Hicrile Berzah'ta beni durdurma

FUSÛSÜ'L HİKEM'DEN


Allah (Kur'an'da) "Yakında âyetlerimizi onlara âfakta ve nefislerinde göstereceğiz ta ki onlarca da anlaşılmış olsun ki  O gerçektende HAKK tır." demektedir. Burada âfak (ufuklar) daki ayetlerimizden maksat nefsinin dışında mevcut olan  her şeydir. Nefsin ile de senin âyn'ına (seni sen kılan zat cevherine) işaret edilmektedir. Ve "O gerçekten HAKK dır" cümlesi de senin Hakk ın sureti ve Hakk'ın da senin ruhun olduğu anlamında dır. Şu halde senin Hakk'a olan münasebetin tıpkı cisminin nefsine olan münasebeti gibidir.
Bulmak istersen felah Rabb'ına kul olmak yeter
İnsan-ı tahkık bulmağa sıdkile bir ikrar yeter

Her kim aşık olsa güle bülbül gibi düşer dibe
Baktıkça bülbül ol güle ol zevk ona cennet yeter

Aşık olan tezgah kurmaz ukba için bez dokumaz
Hiç bir şeye vermez gönül matlub ona maşuk yeter

İlm-i fıkıh ettin ezber almadın hiç Hak'tan haber
Eyle bu eşyaya nazar oku sana Kur'an yeter

Bu görünen mefhuma bak metni insandır bir kitab
Ol kitabı her kim okur ol ders ona irfan yeter

Duysa sofu Hak'tan haber evradını hep terkeder
Zühd ü hevasından geçer ol aşk ona evrad yeter

Bilmek istersen kuş dilin gir kalbine Hak mürşidin
Ol dili ta'lim etmeğe FEHMİ bugün muallim yeter
Ziyaretçi Sayfamız açıldı.
Ziyaretçi Defterimize Yorum, eleştiri ve sorularınızı eklemek için TIKLAYINIZ
Ziyaretçi Sayfamız açıldı.
Ziyaretçi Defterimize Yorum, eleştiri ve sorularınızı eklemek için TIKLAYINIZ

Harîrî-zâde’nin, Sülûkün Mertebelerine Dair Bir Risalesi:
Feyzu’l-Muğnî Min Sırri Hadîsi Men Talebenî

Bu çalışma, Son dönem Osmanlı sûfîlerinden Harîrîzâde M. Kemaleddînin,
“Men talebenî vecedenî…” diye başlayan bir kudsî hadîs üzerine yaptığı şerhten oluşan
Arapça yazma bir risalesinin tercümesidir.

FITIR BAYRAMININ HİKMETİ SIRRI
Necdet ŞAHİN
Fıtır sadakası ve bayramı vacip ibadetlerdendir. Fıtır sadakasını vermek ve namazını kılıp bayramı kutlamayı beyanla cenabı Hak; “Nefsini/benliğini temizleyip/arındıran gerçekten kurtuluşa ermiştir. Rabbini zikretmiş ve namazı kılmıştır o.”(Ala–14,15) buyurur. Ki, bu ayetler fıtır sadakası ile temizlenen kulun felah ve kurtuluşa ulaşma sevinci ile neşelenerek bayram yapmasını ifade eder.